Kur'an ve BilimVahiy · Akıl · Keşif

56. sure · Mekke · 96 ayet

Vâkıa Suresi

سُورَةُ الوَاقِعَةِ

Meal: Elmalılı Hamdi Yazır

127. cüz · 534. sayfa

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

Olacak vak'a olduğu zaman

227. cüz · 534. sayfa

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.

327. cüz · 534. sayfa

خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ

O, alçaltıcıdır, yükselticidir.

427. cüz · 534. sayfa

إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا

Yer şiddetle sarsıldığı

527. cüz · 534. sayfa

وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا

Dağlar serpildikçe serpildiği

627. cüz · 534. sayfa

فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا

Dağılıp toz duman haline geldiği

727. cüz · 534. sayfa

وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ

Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman

827. cüz · 534. sayfa

فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ

Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!

927. cüz · 534. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ

Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!

1027. cüz · 534. sayfa

وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.

1127. cüz · 534. sayfa

أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ

İşte o yaklaştırılanlar,

1227. cüz · 534. sayfa

فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Nimet cennetlerindedirler.

1327. cüz · 534. sayfa

ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Çoğu önceki ümmetlerden,

1427. cüz · 534. sayfa

وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

Birazı da sonrakilerden.

1527. cüz · 534. sayfa

عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ

(Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.

1627. cüz · 534. sayfa

مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.

1727. cüz · 535. sayfa

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ

Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.

1827. cüz · 535. sayfa

بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ

Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

1927. cüz · 535. sayfa

لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

2027. cüz · 535. sayfa

وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Beğendikleri meyvalar,

2127. cüz · 535. sayfa

وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Canlarının çektiği kuş etleri,

2227. cüz · 535. sayfa

وَحُورٌ عِينٌۭ

İri gözlü hûriler,

2327. cüz · 535. sayfa

كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ

Saklı inciler gibi,

2427. cüz · 535. sayfa

جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Yaptıklarına karşılık olarak verilir.

2527. cüz · 535. sayfa

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا

Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

2627. cüz · 535. sayfa

إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا

Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.

2727. cüz · 535. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ

Sağın adamları, nedir o sağın adamları!

2827. cüz · 535. sayfa

فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ

Dalbastı kirazlar,

2927. cüz · 535. sayfa

وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ

Meyva dizili muzlar,

3027. cüz · 535. sayfa

وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ

Uzamış gölgeler,

3127. cüz · 535. sayfa

وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ

Fışkıran sular.

3227. cüz · 535. sayfa

وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ

Pek çok meyva arasında,

3327. cüz · 535. sayfa

لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ

Tükenmeyen ve yasaklanmayan

3427. cüz · 535. sayfa

وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ

Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.

3527. cüz · 535. sayfa

إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ

Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

3627. cüz · 535. sayfa

فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا

Onları bâkireler yaptık.

3727. cüz · 535. sayfa

عُرُبًا أَتْرَابًۭا

Hep yaşıt sevgililer,

3827. cüz · 535. sayfa

لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Sağın adamları içindir.

3927. cüz · 535. sayfa

ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ

Bir çoğu öncekilerdendir.

4027. cüz · 535. sayfa

وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ

Bir çoğu da sonrakilerdendir.

4127. cüz · 535. sayfa

وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Solun adamları, nedir o solcular!

4227. cüz · 535. sayfa

فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ

İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,

4327. cüz · 535. sayfa

وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ

Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

4427. cüz · 535. sayfa

لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ

Ki ne serindir, ne de faydalı.

4527. cüz · 535. sayfa

إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.

4627. cüz · 535. sayfa

وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ

Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.

4727. cüz · 535. sayfa

وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

4827. cüz · 535. sayfa

أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ

"Önceki atalarımızda mı?"

4927. cüz · 535. sayfa

قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ

De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"

5027. cüz · 535. sayfa

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ

"Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."

5127. cüz · 536. sayfa

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ

Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!

5227. cüz · 536. sayfa

لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

5327. cüz · 536. sayfa

فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ

Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.

5427. cüz · 536. sayfa

فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ

Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

5527. cüz · 536. sayfa

فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ

Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.

5627. cüz · 536. sayfa

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ

İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.

5727. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?

5827. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

Attığınız meniyi gördünüz mü?

5927. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ

Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?

6027. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.

6127. cüz · 536. sayfa

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ

Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).

6227. cüz · 536. sayfa

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?

6327. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

Ektiğinizi gördünüz mü?

6427. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

6527. cüz · 536. sayfa

لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.

6627. cüz · 536. sayfa

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

"Doğrusu borç altına girdik."

6727. cüz · 536. sayfa

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

"Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).

6827. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ

İçtiğiniz suya baktınız mı?

6927. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ

Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?

7027. cüz · 536. sayfa

لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!

7127. cüz · 536. sayfa

أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ

Yaktığınız ateşi gördünüz mü?

7227. cüz · 536. sayfa

ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?

7327. cüz · 536. sayfa

نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ

Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.

7427. cüz · 536. sayfa

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.

7527. cüz · 536. sayfa

۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.

7627. cüz · 536. sayfa

وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Bilirseniz bu büyük bir yemindir.

7727. cüz · 537. sayfa

إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ

O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.

7827. cüz · 537. sayfa

فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ

Korunmuş bir kitaptadır.

7927. cüz · 537. sayfa

لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ

Ona temizlenenlerden başkası el süremez.

8027. cüz · 537. sayfa

تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

(O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.

8127. cüz · 537. sayfa

أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?

8227. cüz · 537. sayfa

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?

8327. cüz · 537. sayfa

فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ

Can boğaza dayandığı zaman

8427. cüz · 537. sayfa

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ

Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.

8527. cüz · 537. sayfa

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.

8627. cüz · 537. sayfa

فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Eğer cezalandırılmayacak iseniz,

8727. cüz · 537. sayfa

تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.

8827. cüz · 537. sayfa

فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,

8927. cüz · 537. sayfa

فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ

Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.

9027. cüz · 537. sayfa

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

Eğer O, sağın adamlarından ise,

9127. cüz · 537. sayfa

فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ

"(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"

9227. cüz · 537. sayfa

وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;

9327. cüz · 537. sayfa

فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ

İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

9427. cüz · 537. sayfa

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve cehenneme atılma vardır.

9527. cüz · 537. sayfa

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ

Kesin gerçek budur işte.

9627. cüz · 537. sayfa

فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.